16 Mart 2015 Pazartesi

8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜNE MAĞLUP GİRENLER; Suzan AYAR, Kadın Konulu Yayın Yönetmeni

8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜNE MAĞLUP GİRENLER
“Dişisine kötü davranan tek canlı insanoğludur” der Jack LONDON. Özgecan’ın tecavüz edilip yakılması bir kere daha göstermiştir ki; Jack London’ın bu sözü söylemesinin üstünden geçen onca zamana karşın insanoğlu bu konuda kendine yakışır kayda değer bir ilerleme sergilemekten uzak kalmış.  Hatta kızdıkça hayvan isimleriyle hakaret etmeyi bir kenara bırakıp onlardan bir şeyler öğrenmeyi deneme vakti gelmiş de geçiyor bile.
Daha söyleyeceklerim var elbette fakat içinizden bir çok kişinin aklından “ohooo olay yaşanalı ne kadar zaman oldu, yeni mi aklınız başınıza geldi?…vb” şeklinde geçirdiklerini tahmin edebiliyorum.
Çalışmalarımızı aylık sürelerle hazırlayarak sizlerle paylaşıyor olmamıza rağmen elbette bir kadına yönelik bu kadar insanlık dışı olay nedeniyle istisna yapıp arada yayın yapabilirdik. Ama istedik ki saman alevi gibi bir anda tutuşup bir anda sönüveren haklı isyanlarını dünden yarına unutuveren toplumumuza yarasını kanatmak pahasına acı gerçekleri gözlerine sokalım ve yüreklerini daraltma riskine rağmen silkinmesi için bir kere daha dürtükleyip hatırlatalım.
Hepimiz en az bir şekilde tepkimizi gösterdik. Kimimiz sokaklara dökülüp toplum vicdanının sesi oldu. Kimimiz siyahlara büründü. Kimimiz facebook, twitter, instagram …vb gibi sosyal paylaşım sitelerinde ya da başkaca sanal platformlarda acısını, ayıplamasını haykırdı. Kimimiz demeçlerinde, köşe yazılarında konuya yer verip toplumca geldiğimiz vahim noktaya dikkat çekti. Kimimiz whatsapp’da durumunu 3 siyah kare kutucuk yaptı. Kimimiz change.org’da kampanya imzaladı.  Kimimiz senaryolarında benzerliklerle konuyla ilgili mesaj verdi. İmkanları ölçüsünde tüm bu tepkileriyle “yeter” demek istedi başta kadınlarımız olmak üzere halkımız. “Artık bunları görmek istemiyorum”, “kadınlara yönelik şiddet bir son bulsun”, “yeter artık kadının giydiğiyle değil, giydiği yüzünden yaşadıklarıyla mücadele edin”, “yeter cehalet ve kolaycılıkla kendi sahip çıkamadığınız namusunuzu kadına endekslemeyin”, “yeter artık kadınlara söverek erkeklik yarışına girmek yerine adam olun, sevdiklerinizi doğru düzgün sevin”, “ yeter artık taciz ve tecavüz yasalarla gereğince cezalandırsın”,  “yeter artık adam olun, insan olalım”, “ yeter artık kadını siyasete kötü malzeme haline getirmeyin”, “yeter artık medyanın gün doldurmak ya da konuları gözden uzak tutmak zihniyetiyle kadına yönelik iğrenç şiddet hikayeleri son bulsun”…vb demek istedi.
Ne yazık ki sahip oldukları imkanlarla insanın tüylerini diken diken eden, insanlığımızdan utandıran, tahammül edilmesi zor sözler sarf edenler de oldu. Yapılması gereken şey basit arkadaşlar. “Reklamın iyisi kötüsü olmaz” zihniyetiyle çirkin, insanlık dışı yorum yapanların albümlerini almayın, köşe yazılarını okumayın ve gazetelere hakkında şikayette bulunun. Bu tip insanlara verilebilecek en büyük ceza görmezden gelmek; zira birinin cevabı, fark edildiği bilgisiyle geri dönüyor kendisinde. Sizin cevabınız içindekileri dinleme ve anlama yeteneği olan bir kimsenin zaten o şekilde konuşması ya da yazması söz konusu değildir.
Peki en önemlisi bu acı olayın tekrarlanmaması için ne yapmak lazım. Lütfen “Toplum böyle, giderek de kötüleşiyor” kolaycılığına sığınmadan düşünelim ve  hatırlayalım ki; sonuçta toplum dediğimiz senin benim gibi insanların birleşiminden oluşuyor.
Olanca imkanımızla tepki koymak güzel hele bu denli acı bir olayla olsa da insanların birbirine kenetlenmesi kesinlikle şahane. Ama yeterli mi?
Eğitim anne karnında başlayıp mezarda biter diyenlerdenim. Sizce de çifte standartlı çocuk yetiştirme eğilimine büyük oranda bir son vermek gerekmiyor mu? Kaçımız evde oğullarına “kız kardeşinle / ablanla (hatta annenle) doğru konuş, saygılı ve özenli davran”, “kız kardeşinin/ablanın/ annenin kıyafetiyle değil; adamsan giydikleri yüzünden kendisine terbiyesizlik edenlerle mücadele et”,  “konuştuklarında dinle, sözlerini bitirmelerine izin ver”, “hayatları hakkındaki kararlara saygı göster” …vb şeklindeki sözleri sarf ediyor?
Giderek yaygınlaşan ilahiyat okulları ve kızı erkeği ayrıştırmaya yönelik eğitimle henüz fidan olan çocuk ve gençlerimiz ne ara karşı cinsle nasıl bir arada olunur, nasıl oturulur, nasıl konuşulur ahlakını öğrenecek? Doğru şekilde yaşamayı öğrenemeyen çocukların doğru davranmalarını, hele hele yüksek mevkilere geldiğinde doğru kararlar vermesini beklemek ne denli doğru?
“Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüklerine bakın.” Der Albert CAMUS. Ülkemizdeki son ölümlere bakarak kim görmek için can atılası bir ülke olduğumuzu söyleyebilir Allah aşkına?
Şu bir geçek ki yaşanan her türlü vahşette hepimizin parmağı var. Kimimiz “dişi köpek kuyruk sallamazsa erkek köpek peşine düşmez”, “bir kadın hayır diyorsa aslında evet demektir, ya da nazlanıyordur”, “mini etek giyip sokağa çıkıyorsa; aranıyordur” ...vb şekildeki cahilane sözlerden cesaret alıp arsız davranışlarıyla. Kimimiz “ya aman banane, beni ilgilendirmez. Ben kendi işimde, kendi derdimdeyim” şeklindeki boşvermişliğiyle. Kimimiz “aman ya kadınmış mağdur” diyebilecek denli şuursuz cinsiyetçi ayrımcılığıyla. Kimimiz “her yerde oluyor. Büyütecek bir şey yok” şeklindeki akıllara durgunluk veren hak ve adalet bilmez mantıksızlığıyla. “Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eskit etmeyeceksin” şeklinde diline doladığı hayvanlığıyla. Kimimiz doğru şekilde yasal düzenlemeler yapmayarak. Kimimiz yasaları doğru uygulamayarak.  Kimimiz “aman görünce şahit yazarlar” demesi ya da buna benzer şekilde düşüncelerle devekuşu misali başını kuma sokarak. Kimimiz boşver ahlakı bir tecavüz sahnesi koy tavan yapar izlenme oranı” diyerek. Kimimiz “yav ne haberi çıkaralım ona söylesen dert buna söylesen zarar sen en iyisi bir bıçaklanmış, vurulmuş, tartaklanmış bir kadın haberi koy. Ya ülkemizdeki de yetmez sen dünyadan bul” şeklinde bir yayın ahlakı benimseyerek. Kimimiz saçma geleneklerle ve daha nice sıralamaya imkan olmayan yanlış algı ve tavır ve davranışlarımızla.
Kim ister Özgecan’ın acı ölümünün kızının, ablasının, annesinin, teyzesinin, halasının, komşusunun başına gelmesini. Kim ister sevdiklerine zarar gelmesini? Herkes elini vicdanına koyup bir düşünsün “ben neleri yanlış yapıyorum, nasıl düzeltebilirim diye.
Herkez kendi payına düşeni yaptığında; toplum da  kendiliğinden düzelir zaten.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne mağlup giriyoruz. Bundan sonraki yıllara dersimizi alıp çalışarak açık ara farkla galip gelmeyi umuyor, bütün kadınlarımızı aydınlık yarınlar için daha düzgün erkekler yetiştirmeye bu bilincin yayılması için de canla başla çalışmaya davet ediyorum. Kadının daha bilinçli davrandığı ve toplum içindeki haklı yerini alabildiği daha nice 8 Mart Dünya Emekçi KADINLAR Günümüz olsun.
Kucak dolusu selamlar…
Suzan AYAR

Biri kadınlar günü mü dedi???, "BÜLENT DURTAŞ YORUMUYLA KADINLAR GÜNÜ"; Sayfa Yönetmeni, Suzan AYAR

BÜLENT DURTAŞ YORUMUYLA KADINLAR GÜNÜ
Biri kadınlar günü mü dedi???
Kadın eşini aldattı; vurun! Kadın sokakta birine göz süzdü; vurun! Kadın açık saçık giyindi; vurun! Kadın eve geç geldi; vurun! Kadın tecavüze davetiye çıkarmıştı zaten; oh olsun! Kadın yüksek sesle güldü; terbiyesiz! Kadın hamile hamile sokaklarda geziyor; bre ahlaksız! Kadınlarla erkekler eşit değiller ve olamazlar; kendinize gelin! Yav! Kadın kısmısı iş aradığı için işsizlik oranı hep yüksek çıkıyor! Kır dizini de otur evinde be kadın! Senin neyine gerek iş! Dövüldüğü için karakola giden kadın; her ailede olur böyle şeyler ne demeye gittin karakola! Haydi barışın! Tecavüze uğrayıp hamile kalan kadın; ne diye kürtajla çocuğu öldürelim ki sen öl!...
 İstisnasız her akşam ana haber bültenlerinde kadın cinayet haberleri taciz tecavüz haberlerinin mutlaka yer aldığı, kadının aşağılandığı, değersizleştirilği, gün be gün kapalı kapılar ardına itilmeye çalışıldığı, dövüldüğü, emeğinin sömürüldüğü, tecavüz edildiği, şeytanın bile aklına gelmeyecek yöntemlerle işkencelerle öldürüldüğü bu coğrafyada biri kadınlar günü mü dedi???
Bu günü kutlamıyorum! Ve bu günü canı gönülden kutlayabileceğimiz günlerin geleceğine inanmak istiyorum...

11 Mart 2015 Çarşamba

DKD NEDİR? DÜŞÜN KONUŞ DİNLE (DÜŞÜNEREK KONUŞ, MANTIKLI KONUŞ VE SABIRLA DİNLE)

  DKD Nedir?

DKD NEDİR?
DÜŞÜN KONUŞ DİNLE
(DÜŞÜNEREK KONUŞ, MANTIKLI KONUŞ VE SABIRLA DİNLE)

DOST KAZANMAK ve İNSANLARI ETKİLEME SANATI
A-DOST CANLISI OLUN
  1. Yıkıcı eleştiri yapmayın, ayıplamayın, şikâyet etmeyin ancak eleştiriye sürekli yapıcı yönüyle yaklaşarak dostluk bağını koparmayın. Eleştirileri karşımızdakiyle yüz yüze, olumsuzlukları “Dost tatlı söyler.” misali yapın. Arkadan konuşmayın, dedikodu yapmayın. Aksi takdirde dost kazanamazsınız. Kırgınlık, kızgınlık, küskünlük vb. negatif duyguların merkezi durumuna gelir, karşınızdakinden uzaklaşırsınız. Bunu hiçbir zaman unutmayın.
  2. Karşınızdakini dürüstlük ve içtenlikle takdir edin. Karşınızdakine takdire değer şeyler söyleyerek mümkün olduğunca ilişkinizi sürdürmeye çalışın.
  3. Karşınızdaki kişide konuşmalarınızla güçlü bir istek uyandırın. Kendisini tanımaya yardımcı olun.
  4. Başkalarıyla içtenlikle ilgilendiğinizi hissettirin.
  5.  Gülümseyin, güler yüzlü olun. Unutmayın ki: “Gülümseyen insan her zaman daha iyi öğretir, daha iyi yönetir ve daha mutlu çocuklar büyütür.”
  6. Hangi dilden konuşursak konuşalım, kişi için en önemli ve kulağa en tatlı gelen kelime kendi ismidir. İsmiyle hitap etmeye özen gösterin.
  7. İyi bir dinleyici olun, insanlara kendilerinden söz etmeleri için fırsat ve cesaret verin.
  8.  Karşınızdaki kişinin ilgilendiği konular hakkında bilgi birikiminizi yerinde ve doğru kullanın. Bilgiçlik taslamayın, benbenci davranmayın, tevazu (alçakgönüllülük) gösterin.
  9. Karşınızdaki kişiye kendisinin önemli biri olduğunu hissettirin, ona değer verin. Unutmayın ki bazı şeyler paylaşıldıkça daha değerli olur. Sevgi paylaşıldıkça çoğalır, üzüntüler paylaşıldıkça azalır. “Ben” ve “Sen”i koruyarak “Biz” kavramını her zaman ön planda tutun.
B- İNSANLARA OLUMLU BAKIN ve ONLARI YAPICI DÜŞÜNMESİ YÖNÜNDE İKNA EDİN
  1. Tartışma demokratik saygınlık içinde yapılmalıdır. Tartışma ağız dalaşı değildir. Voltaire’nin dediği gibi “Düşüncelerini serbestçe söylemeni sonuna kadar destekliyorum, ama düşüncelerine katılmıyorum.” Ayrı düşüncelerde olsak bile arkadaşlık ve dostluk ilişkilerimizi bozmadan iletişimimizi sürdürün.
  2.  Eğer hatalıysanız, bunu hemen içtenlikle kabul edin. Özür dileyin. Hatayı kabul etmek ve özür dilemek bir erdemdir.
  3. İnsanlara daima dostça yaklaşın. Karşınızdaki kişiye “evet, evet” dedirten üslupla konuşun.
  4. Karşınızdaki kişinin konuşmasına daha çok fırsat verin. Bencil bir tavır takınmayın. “ ‘Bir şeyler konuşalım’ dedik. Adam hep kendinden söz etti. Bana konuşma fırsatı vermedi dedirtmeyin.
  5.  Bırakın karşınızdaki kişi fikirlerin kendisinden çıktığını sansın. Önemli olan ortak fikirde, paydada birleşmek değil midir? Genellikle empatiyi (başkasının yerine kendini koymak) uygulayın. Olayları karşınızdaki kişinin bakış açısıyla görmeye çalışın.
  6. Karşınızdaki kişinin fikirlerine ve isteklerine anlayış gösterin. Karşılıklı anlayış içinde gelişen dostluklar ömür boyu sürer.
  7. Daima kişilerin duyarlı oldukları insani konulara daha çok özen gösterin, saygı duyun. İnsani asgari müştereklerde birleşme yolunda “birlik, beraberlik” sağlamaya çalışın. Birlik, beraberlik olmayan yerde dostluk olmaz. İki insanın dost olabildiği yerde uygarlık vardır. Böyle durumlarda toplum, uygarlaşmaya doğru gider.
  8. Fikirlerinizi mümkün olduğu kadar dramatize (canlandırma) edin. Kimi zaman jest ve mimiklerle, hareketlerle canlandırarak verebilirsiniz. Konuşmalarınızı robot gibi yapmamaya çalışın.
  9.  Başarı isteğinizi her denemeden sonra yineleyin. Bir çeşit meydan okurcasına azminizi tüm enerjinizle sürdürün.
C. LİDER OLUN
  1. Konuşmaya tanıdığınız kişinin olumlu özelliklerini överek başlayın.
  2.  İnsanların hatalarını dolaylı yoldan örnekleyerek yapıcı yaklaşımlarla gösterin.
  3. Karşınızdakinin hatalarını söylemeden önce kendi hatalarınızdan söz edin. Yapıcı eleştiri yöntemlerini kullanarak dostluk ilişkilerinizi pekiştirin.
  4. Emir vermek yerine sorular sorun. Karşınızdakine konuyla ilgili sorular yönelterek ilgisini çekin.
  5. Karşınızdakinin gururunu korumasına yardımcı olun. Gururunu incitici sözlerden kaçının.
  6.  En küçük gelişmeyi bile övün. Beğenilerinizde içten, övgülerinizde cömert olun.
  7.  Kişisel “Ben” i koruyarak “Biz” anlayışını geliştirin.
D. SORUNLARIN ÜSTESİNDEN GELMENİN TEMEL YOLLARI
  1. Güne odaklanın, günü yaşayın.
  2.  Sorunlarla başa çıkmak için:
  • Kendi kendinize sorun: “En kötü ne olabilir?”
  • En kötü durumu kabullenmek için kendinizi zihinsel olarak hazırlayın.
  •  En kötü durumda bile umutsuzluğa düşmeyin.
  1.  Üzüntünün sağlığınızla ödeyebileceğiniz yüksek bedelini kendinize hatırlatın.
E. SORUNLARI ÇÖZÜMLEMENİN TEMEL ADIMLARI
1.   Sorunla ilgili verileri toplayın.
2.   Aşağıdaki soruları yazıp yanıtlayın.
a. Sorun nedir?
b. Sorunun nedenleri nelerdir?
c. Sorunun olası çözümleri nelerdir?
d. Olası çözümlerin en iyisi hangisidir?
3.   Karar vardıktan sonra uygulamaya başlayın.

F. ENDİŞE SİZİ YENMEDEN SİZ ENDİŞEYİ YENİN
  1. Kendinizi meşgul edin.
  2. Önemsiz şeyler için sızlanmayın.
  3. Endişelerinizden kurtulmak için aklınızı kullanın. Çoğunluğun kabul edebileceği değerleri dile getirin.
  4. Pozitif (olumlu) insanlarla işbirliği yapın.
  5. Bir şeyin ne kadar endişelenmeye değebileceğine karar verin ve o konuda daha fazla kuruntu yapmayın.
  6. Geçmiş hakkında endişelenmeyin. Geçmişte olumsuz yaşananlara takılmayın. Onları büyütmeyin. Ondan uzaklaşarak bugüne ve geleceğe umutla bakın.
G. HUZUR ve MUTLULUK GETİRECEK BİR ZİHİNSEL TAVIR KAZANMANIN YOLU

    Zihninizi huzur, cesaret, sağlık ve umut düşünceleriyle doldurun.
    Asla düşmanlarınızdan öç almaya çalışmayın.
    “Ahde Vefa”ya sadık kalın. Nankör olmayın; ancak insanlardan nankörlük bekleyin, davranışlarınızı ona göre düzenleyin.
    Sorunlarınızdan yakınmak yerine çözüm yollarını arayın. Sorunun parçası değil, .çözümün parçası olun.
    Başkalarını taklit etmeyin. Kendiniz olmaya çalışın.

H. ELEŞTİRİLER HAKKINDA ENDİŞELENMEYİN
  1. Genelde haksız eleştirinin içinde gizli bir iltifat olduğunu hatırlayın. Hemen tepki göstermeyin.
  2. Her işte yapabileceğinizin en iyisini yapın. Pozitif enerjinizi bu yolda harcayın.
  3. Kendi hatalarınızı analiz edin ve kendinizi eleştirin.
İ. BİTKİNLİĞİ ve ENDİŞEYİ ÖNLEYİN, ENERJİNİZİ ve CANLILIĞINIZI ARTIRIN
  1. Yorulmadan dinlenin.
  2. İşinizde gevşemeyi öğrenin.
  3. Her ortamda sağlığınızı, görünümünüzü koruyun.
  4. Aşağıdaki dört çalışma alışkanlığını uygulayın.
  • Masamızdan şu anda elimizdeki işle ilgili olmayan tüm kağıtları kaldırın.
  • İşleri önem sırasına göre yapın.
  • Bir sorunla karşılaşır karşılaşmaz, eğer elimizde karar vermek için gerekli veriler mevcutsa, sorunu hemen orada çözün.
  • Organize olmayı, yerinize vekil atamayı ve denetlemeyi öğrenin.
       5.  İşinize coşku ve heyecan katın. Coşku ve heyecan ile yapılan işte verimlilik daha da artar.

17 Şubat 2015 Salı

ACI BİR MESAJ'LA, "İNSANLIK DERSİNE" UYANMAK!...

ACI BİR MESAJ'LA, "İNSANLIK DERSİNE" UYANMAK!...
İnsaf KILIÇ
Değerli okuyucularım, dünyadaki insanlığın eksik yaşandığı ve bizim ülkemizde de ayıpların su yüzüne çıktığı, utanç verici durumlara bakınca, çoğumuzun ciğerlerini yakan bir başka gerçek olan Özgecan ASLAN’ın mesajına ne demeli?
Bu vahim olayı, medya yoluyla kullanarak hala kadın üzerinden pirim yapanları bir kez daha kınıyorum.
Başımız sağ olsun. Özellikle, bu acı olayın 8 Mart Dünya Kadınlar Gününün yaklaştığı bu günlerde, kadınların haklarıyla ilgili önemli mesajlar içermesine dikkat çekmek gerek. Çoğu kadın 129 işçinin yanarak can verdiği 8 Mart olayı ve yanarak öldürülen Özgecan’ın bedeni, kadın yarasının tekil ve çoğul örnekleri.
İnsanlığın eksik işlendiği dünyamızda, utanç verici cinayetin cezasını tartışmayı bir tarafa bırakıp,  önemli bir örnek olan kadınların cenaze taşımasını ele alalım. Bu direnişin acı bir gerçekte birleştirilmesi bana göre, ülkemiz adına verilen mesajda, eksik işlenen insanlık dersine ‘uyanmak’tır.
Bir grup kahraman kadının direndiği duyarlılık adına bu kadınları doğuran annelere sonsuz saygılarımla, mesaj niteliğini gerçekleştiren bu yüreklilere; iyi ki varsınız. Özgecan’ı taşıyan kutsal ellerinizden öperek, saygıyla önünüzde eğilenleriniz çok olsun. KADIN KARDEŞLER, yalnız elleriniz değil, yanaklarınızı sızlatan gözyaşınız ve uzaktan da olsa merhem olan mesajınızın önemi çok yüce bilesiniz diyorum.
Bu vesileyle, bir sivil toplum kuruluşu çalışması olarak, işsiz kadınlara ürettirdiğimiz gelincik sevgi çiçeğimizle birçok kurum ve kuruluşlara başvurularımızda, kadın cinayetlerinin yüreğimizi acıttığı son yıllarda, bir kadın mesajını beraberce iletip kadına karşı şiddete hayır deme arzumuza ilgisiz kalındı.
Ne yazık ki bu konuda Tv ekranlarından gördüklerime üzülmemek elde değil. Özgecan’ın üzerinden kadına karşı şiddet konusunda, özellikle bazı politikacılar yine pirim savaşındalar.
Bu konuda yine sesleniyorum. İnsanlık için, 0-6 yaş gurubundan başlayarak iyileşmenin üzerinde durulmasını rica ediyorum. En önemli kısmın üzerinde durmamakla birlikte ülkemizde yaşayan birçok hasta ruhlu insanları iyileştirmede de eksikliyiz. Önemli hastalık misali köklü çözümler aramak yerine, aspirinle geçici uygulama ne kadar yeterli merak ediyorum.
İnsanlıktan nasibini almamış, zavallıların düşüncelerini şekillendiren herkesi kınayarak, özellikle dinimizi istismar eden örgütlenmelerin görmezlikten gelindiği konunun iyileşmesini, çıkar kirlenmesini düzeltecek özverili, vicdan sahibi insanların icraatını, ben de bir Anadolu kadını olarak bekliyorum.
Devletin başında kim olursa olsun insana uygulanan her türlü şiddet içeren sözlerin, yasaların, dizilerin, özellikle medyada tesir eden her ne varsa temizlenmesini, aileden başlayan iyileşmeyi, evlilik öncesi eğitimleri, evlenme cüzdanlarıyla başlattığımız örnek misali duyarlılık mesajları yüreklere kazınırcasına, yeniden yaşamları sorgulayarak ele almalı. Kadına karşı şiddet uygulayanları kimler yetiştiriyor? Nelerden besleniyorlar, hangi yayınlardan etkileniyorlar? Tüm insanlık adına yeniden sorgulanmalı.
Can kardeşimiz Özgecan, bir insanlık mesajıdır. ‘’Lütfen insanlığa yeniden, vicdanlarımızla uyanalım’’ Sağı solu bırakıp, hayat dersimizi yeniden ele alalım.
Bana göre, Özgecan, çok acı ve çok önemli bir mesajı, hepimize düşen sorumlulukla geride bırakmıştır.
Şimdi sıra başka kurbanlara gelmeden, hem de cenazeyi taşıyan kadın kahramanların örneğiyle, özellikle kadın istismarında yüreklere kazınacak mesajda, aklını yitirmiş caniler hariç, kadın erkek el ele, kardeşçe, tüm şiddette kaybettiklerimiz anısına, ülkemiz gerçeğine yeniden uyanalım. Özgecan, insanlıkta sorumluluklarımızla bizi baş başa bırakıp gitti.  Zaman kaybetmeyi bırakıp, her duyarlının vicdanında iyileşme çalışmasına gerçekten başlanılsın.
Satırlarımı dün öğrendiğim sözlerle sonlandırırken,  SEVDİĞİNİZ KADAR BÜYÜKSÜNÜZ, SEVENİNİZ KADAR DEĞERLİSİNİZ diyerek, kadın ve erkeğin bir bütün olduğunu, şiddet gösteren canilerde sevginin olmadığı sebebini yeniden ele alarak sorgulamak lazım. BU DÜNYADAKİ İNSAN, SEVGİSİNİ EKSİK YAŞARSA, CEHENNEMİ KENDİSİDİR.
HERKESİN KENDİ CENNETİNİ YAŞAMASI DİLEĞİYLE,
İYİLEŞMEYE, ACI BİR MESAJLA VERİLEN DERSİMİZDE, YENİDEN UYANALIM…
Annem Tv Genel Koordinatörü

10 Şubat 2015 Salı

Meral ALANCI


Meral ALANCI 

Cemile ERDOĞAN

Cemile ERDOĞAN 
http://iconosquare.com/viewer.php#/user/1398973902/ 

Kaymaklı Antep Fıstıklı Kurabiye, Canan YAMAN

Canan YAMAN
Kaymaklı Antep Fıstıklı Kurabiye

Kaymaklı Antep Fıstıklı Kurabiye,
Canan YAMAN
Tamam kabul ediyorum biraz abartıp bir lezzet bombası yapmış olabilirim. Hele sıcakken kaç tane yediğimi unutmuş da olabilirim;  ama hayat güzel, arada böyle güzellikler  yapmak lazım.
Öncelikli olarak antep fıstıklı kurabiye yapmak için yola çıkıp içine evde kalan kaymağı da katmam ile ortalık fena karıştı. Hemen lafımı topluyorum ve tarife geçiyorum


Malzemeler
75 Gr Tereyağ
75 Gr Kaymak
1 Çay Bardağı Zeytinyağ
1 Adet Yumurta
1 Su Bardağı Pudra Şekeri
1 Yemek Kaşığı Sirke (üzüm elma farketmez)
2 Yemek Kaşığı Buğday Nişastası
2/3 Su Bardağı Antep Fıstığı
2 Bardak Un (Yalnız un markasına göre değişiyor siz unu ele yapışmayacak yumuşak hamur kıvamına gelinceye kadar ekleyin)


Yapılışı
Tereyağ daha önce dolaptan çıkarttığım şiçin yumuşaktı. Öncelikle bu işinizi çok kolaylaştıracak bir ayrıntı söylemeden geçmek istemedim. Un  ve antep fıstığı hariç bütün malzemeyi  yoğurma kabının içinde bir kaşık yardımı ile karıştırdım. Çırptıkca koyu kek kıvamında bir karışım oldu ve azar azar unu eklemeye devam ettim. Unu ekledikçe kıvam almaya başladı ele yapışmaz yumuşak bir hamur elde edince içine fıstığı ekledim ve karıştırdım. Elimle anne kurabiyesi şekli  "iki avucumun arasına alıp yuvarlayıp hafifçe bastırıp" verip  fırın tepsisine dizdim. 160 C sıcaklıkta 15 dakika pişirdim. Kurabiyeleri hafif yumuşakken fırından aldım. Çünkü biliyorum ki soğudukça tadı ve kıvamını bulacaktır.
Afiyet olsun.

Canan YAMAN